“Cehennemde hüküm sürmek, cennette hizmet etmekten iyidir.”

John Milton’ın 17. yüzyılda kaleme aldığı epik şiiri Kayıp Cennet, sadece İngiliz edebiyatının değil, dünya klasiklerinin de en görkemli, en cüretkar ve en çok tartışılan yapıtlarından biri. Görme yetisini tamamen kaybetmiş bir şairin, kızlarına dikte ettirerek kelimelere döktüğü bu devasa eser, Hristiyan kozmolojisinin en temel mitini —insanın cennetten kovuluşunu— epik bir tiyatro sahnesine dönüştürüyor.

Kitap hepimizin bildiği gibi, adem ile havva’nın yasak meyveyi yemesi ve cenneten kovuluş öyküsünü anlatıyor, ama bu kitabın en görkemli yanı Şeytan’ın Tanrı’ya karşı açtığı o devasa, trajik ve gururlu savaş. Yazar, bu kitapta Şeytan’ı öyle karizmatik, öyle haklı nedenleri olan bir “anti-kahraman” olarak çiziyor ki, okurken kendinizi onun hitabet yeteneğine ve gururuna kapılmış bulabilirsiniz. Şeytan’ın o muazzam entelektüel isyanını ve o görkemli tiratlarını okurken, bu karanlık figürün retorik yeteneğine kapılmamak münkün değil.

“Cehennemde hüküm sürmek, cennette hizmet etmekten iyidir.” Bu meşhur dizeyle Milton, Şeytan’ı salt bir kötülük sembolü olmaktan çıkarıyor; onu trajik, karizmatik ve neredeyse bir “özgürlük savaşçısı” na dönüştürüyor. Romantik dönem şairlerinden William Blake’in de dediği gibi: “Milton, farkında olmadan Şeytan’ın tarafındaydı.” Çünkü yazar, itaatsizliğin cazibesini, o vurucu cümlelerle sayfalara işlemiş durumda. Kitaplığınızda hala hak ettiği yeri almadıysa, bu epik yolculuğa çıkmanın tam zamanı.

Ezgi Yıldırım

Yorum bırakın

Popüler