THE DEATH OF ROBIN HOOD
Karşımızda çocuklara masal anlatan bir halk kahramanı değil; geçmişte işlediği cinayetlerin, döktüğü kanların ve halkın onun adına uydurduğu sahte efsanelerin vicdan azabıyla kıvranan, ağır yaralı ve yaşlı bir adam var.
Bugüne kadar sinemada Robin Hood efsanesini hep “zenginden alıp fakire veren”, neşeli bir halk kahramanı olarak izledik. Yeşil pelerinli, kusursuz nişan alan o romantik okçu figürü, nesiller boyu zihnimize kazındı. Ancak yapım şirketi A24 ve yönetmen Michael Sarnoski, bu masalsı illüzyonu tamamen yerle bir etmeye geliyor. Filmin mottosu zaten her şeyi özetliyor gibi:
“Hiçbir efsane temiz bir geçmişle ölmez.”
Uzun gri saçları, yorgun bakışları ve çökmüş omuzlarıyla Robin Hood’a hayat veren Hugh Jackman, adeta kariyerinin bu olgun dönemine yakışır şekilde, ikonik bir efsaneye veda etmenin getirdiği o görkemli ve hüzünlü oyunculuğu bu kez Orta Çağ’ın karanlığında sergiliyor.
Filmin konusu, bizi Sherwood Ormanı maceralarının çok sonrasına, efsanenin bittiği yere götürüyor. Hayatı şiddetle geçmiş olan yaşlı Robin, ölümcül bir çatışmanın ardından ağır yaralı olarak gizemli bir kadının (Jodie Comer’ın canlandırdığı Rahibe Brigid) ellerine düşüyor. Robin burada son bir kefaret ve kurtuluş ararken, ona eski dostu Little John (Bill Skarsgård) eşlik ediyor. Kuzey İrlanda’nın puslu, çamurlu ve gri atmosferinde çekilen film; masalları acımasız, çiğ ve sert bir Orta Çağ gerçekliğiyle tokatlıyor.
Eğer sinemada parlatılmış kahramanlar ve mutlu sonlar arıyorsanız, bu salonun önünden bile geçmeyin. Ama eğer “bir efsane gerçekten ölürken arkasında ne bırakır?” sorusunun peşine düşmek ve bu karanlık anlatıya sinema salonunun büyüleyici atmosferinde tanıklık etmek istiyorsanız, takvimlerinizi şimdiden ayarlayın. “The Death of Robin Hood”, 19 Haziran 2026’da sinemalarda vizyona giriyor.





Yorum bırakın